Özel Arama


   
 
  Hayata 5 Dakika!

Hayata 5 Dakika!

Eve beş dakika erken gelseydim, Zeynep karşılayacaktı beni. Elimdeki çikolatanın maddi değeriyle orantısız...

 

Eve beş dakika erken gelseydim, Zeynep karşılayacaktı beni. Elimdeki çikolatanın maddi değeriyle orantısız bir sevinç çığlığı bulacaktım kapının ardında. Beş dakika gecikince, Zeynep’in gözlerinin içindeki mevzimi kaybettim. Beş dakikalık gecikme, çikolataya harcadığım az miktardaki parayı yeryüzündeki en saf, en derin, en gölgesiz mutlulukla değiş tokuş etme hakkımı da elimden aldı. Parama en çok prim yaptıracak yatırım fırsatını dakika farkıyla kaçırdım. Zeynep’le yüz yüze gelince kazanacağım makamı kaybettim. Zeynep’in minicik yüreğinin bana kazandıracağı terfiden oldum. Duymaya alıştığım “Babacığım!” kelimesi Zeynep’in dudaklarında hapsolmuştu. Varlığımın anlamının bu küçücük bedenin acemi tepkileriyle ölçüldüğünü fark ettim hem korkarak hem sevinerek. Zeynep uyumuştu.

Beş dakika... Yelkovanın usulca yürüdüğü, akrebin hiç umursamazmış gibi yuttuğu o aralıkta, kaç sevenin arasında ölümden uçurumlar açılıyor, kaç tane vedasız ayrılık pusuda bekliyor? “Beş dakika önce şuradaydı ama...” şaşkınlığı ile başlayan, gecelerce gündüzlerce yürekleri oyup duran ciğerleri yakıp köz eden kaç ayrılığın baş ucunda duruyor beş dakikalar? Hep başkalarının öldüğünü sandıkları, hep başkalarının ağladığını duydukları, “trafik kazasında bir aile yok oldu!” başlıklı sıradan haberlerden birine arka stop lambaları yanmayan bir kamyonun altına girip konu olacaklarını hiç hesaba katmayan kaç aile yola çıkmak üzeredir önümüzdeki beş dakika içinde? Hiç bilmediğiniz bir kamyonun hiç bilmediğiniz bir yerindeki iki kablonun temassızlığı, bir ailenin birbiriyle olan sıcak ve sonsuz temaslarını yok etmeye nasıl ayarlanır? Beş dakika önce, arabasını kenara çekseydi ya kamyoncu? Saklambaç oynamak için girdikleri buzdolabının dışarıdan kilitlenen kapısının ardında nefesleri tükenen, havasızlıktan büyüyen göz bebeklerinin içine çaresizliklerinin resmini kazıyan iki umut çiçeği, iki sevinç yumağı yavrunun orada geçirdikleri beş dakikalardan herhangi biri sırasında meşgul oldukları işlere lanet okumuyor mudur şimdi anne babası? O beş dakikalardan birinde dolabın kapağını kolayca açabilecek bir eli bedeninde taşıyan o ruh ne derin bir hasretle kucaklardı yavrularını! Ne çok nefes alırdı çocuklarının taze nefeslerinin hışırtısı kulağına doldukça! Ne çok da genişlerdi göğsü onların minicik yüreklerinin kıpırtısını teninde duydukça!

 

Yıllar önceydi. Geçmesine aldırış etmediğimiz o beş dakikalardan birinde, bir çocuk evlerinin arka bahçesinde ne zamandır yolunu gözlediği üç tekerlekli bisikletine ilk defa binmenin sevincini yaşıyordu. O beş dakika içinde, çocuğun niye uçtuğunu hiç merak etmediği bir uçakta, başka çocukların da babası olacak adamlar, çocukların ne işe yaradığını asla bilemeyecekleri bir düğmeye bastı. Bir ağustos sabahının güneş pırıltılı, çocuk sevinçli, çay kokulu sıradan beş dakikalarından birinde şehre korkunç bir “bebek” düştü. Atom bombasının kavurup erittiği o çocuk bedeninden geriye kalan üç tekerlekli bisiklet hurdası şimdilerde Hiroşima’da bir müzenin köşesinde o beş dakikalık aranın açtığı uçuruma doğru pedal çeviriyor.

 

Beş dakikalarımızdan birinde göğü yırtarak, yürekleri hoplatarak, penceremizin önünden uçan, eşimizi ve çocuklarımızı bıraktığımız mahalleyi alevler içinde bırakan uçak sesleri yok. Geceleri bombaların uğursuz uğultularının, sinsi ıslıklarının ansızın kulağımızda patlayacağı bir şehirde uyutmaya çalışıyor değiliz çocuklarımızı. Ne o bombaların çığlıklarını duyuyoruz, ne o bombaları çığlık çığlığa karşılayan insanların kana boyanan yastıklarını, toza bulanan odalarını görüyoruz. Nice bombanın uzağında olmanın, nice acının seyircisi kalmanın “beş dakikalık” huzurumuz olduğunu unutuyoruz. Öyle ki ancak sabahleyin gazetenin manşetinde yeniden hatırlamak zorunda kalıyoruz uykuya yatırdığımız gecenin her beş dakikasında yavrusunun kanlı bedenini kucaklama ihtimalini kucaklayan babaları. Yanı başımızdaki odada sesleri kesilen, nefesleri sığlaşan çocuklarımızla ilgili endişeler taşımıyoruz. “Uyudular, çok şükür!” Beş dakika sonra öğreneceği tahlil sonuçlarının yavrusunu yeni acılara, tuhaf uzaklıklara savuracağından endişelenen bir ananın yüreği de yok göğsümüzde.

 

Beş dakika... Sadece beş dakikalığına o anaların yüreklerini göğsümüzde ağırlamaya, o babaların mahzun ruhlarını bedenimizde teselli etmeye hazırlanabilir miyiz? Zeynep’lerle geçirdiğimiz beş dakikaları kalbimizin kadranında yeniden ölçeriz belki... 

senolberk adlı kişiyi Twitter'da takip etşu fâni âlemde şerefsizce yaşayanlara... Âdiliğinize boncuk takın ki NaZaR değmesin...
 
www.senolberk.tr.gg
FACEBOOK Şenol BERK
 
Reklam
 
güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır...BEDİÜZZAMAN
 

ISTANBUL

şenol berk
 
TAMAMEN KİŞİSEL...online








 
Bugün 3 ziyaretçi (27 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

ANASAYFA   KUR'AN-KERİM   RİSALE-İNUR   FIKIH   İYİHABER   BİLİYORMUSUN   YAZARLAR   MAKALE   İLAHİ   MÜZİK   VİDEO   FİLMİZLE   SOHBETDİNLE   GALERİ   RD-TV   LİNKLER   FORUM   ZİYARETCİDEFTERİ

Özel Arama